Konu öğretmenler günü olunca bana ilham geldi. Buyrun burdan yakın…
Geçmişten bugüne temel eğitimin- kısaca yeni nesil rekabete katılmanın – maliyeti git gide artıyor. Eğer devlet okullarında okuyorsanız bu nispeten bütçenizi daha az zorluyor. Ama bu sefer de çocukta potansiyel varsa iyi okullara devam edebilsin diye özel derslere ve/veya dershanelere verilen paralar artıyor. Hoş özel okullarda da durum farklı olmasa gerek! Hepimizin amacı çocuklarımızın geleceği için yapabileceğimiz en iyi yatırımı yapmak. Burada iki konuya özellikle dikkat çekmek istiyorum; birincisi eğitim işinin sonuçlarının tamamen deneysel olduğu , zira yıllar yılı yatırım yapılan eğitimin sonucunda gelmeyi istediğimiz nokta ile gelinen nokta aynı olmayabiliyor! İkinci konu ise bu esnada nerdeyse bir ev kadar yatırım yapmış olduğunuz gerçeği. Eh bu olanakları olan var olmayan var…Hani eşit eğitim fırsatı?
Şimdi yetişkinlere uzanmak istiyorum “Öğrenmenin yaşı yoktur” demiş atalarımız. Sadece yuvadan üniversiteye uzanan eğitim değil anlatmak istediğim. Genel hayatımızdan bahsedeceğim. Örneğin bugün interneti açıp okuyabiliyorsak, istediğimiz her türlü bilgyi neredeyse zahmetsizce bulabiliyorsak. Hatta bir çoğu bize “bir” kuruşa bile malolmuyor ise bunu borçlu olduğumuz birileri yok mudur? Farkında değiliz ama var; belli bir deneyim ve yaşantı geçirmiş, bunları süzerek internete koyma ve paylaşma yürekliliği göstermiş insanlara borçluyuz.
İşte tam da bu noktda “öğretmek” kavramını müsadenizle bilgi paylaşmak olarak genişleteceğim. Bugün var olan binlerce mikro gazetecilik örneği olan bloglar aslında bizlere bir çok bilgiyi ulaştırmıyor mu? Her anne, baba, fotoğrafçı, gazeteci, veya mesleği ne olursa olsun bir çok kimse bazı bilgileri bizimle doğrudan paylaşmıyor mu? Para pul beklentisi olmadan sadece kişisel tatmin için yapılan bu iş bir tür “Öğretme” değil midir?
Tercihe bağlı, kismeye zor yok, sınav yok, geçti kaldı yok, bilgiye ulaşan ve isteyen okur, istediği dersi çıkarır. İstemezse kapatır. Bu kadar basit.
Peki ya bu bilginin maliyeti var mıdır? Bize “sıfır”. Ya iletenlere? Bu kişiler bunları paylaşmadan önce bir dolu deneyim yaşamışlardır, bu deneyimleri kendilerine zaman ve emeğe mal olmuştur. Bazen göz yaşı, bazen sevinç, ama bir sonuçta bir dolu yaşanmışlık. Bizler bu bilgilere maliyetsiz olarak ulaşıyoruz. Maliyetsiz ulaşılan bir bilgi genelde bilgiyi alanın gözünde kolaydır, basittir ve nerdeyse değeri yoktur. Halbuki bilgiye maliyetsizce ulaşabilmek aslında bür lükstür ve artık bu lüks internetle birlikte “ıradan” hale gelmiştir. Kaçımız bunun farkındayız? Düşünün cep telefonu ve benzinin kullanımının sıradan olması gerekmez miydi? Ama bu tüketim maddelerine ödediğimiz paraları düşünürsek bunların nerdeyse lüks tüketim maddesi haline gelmesi de benzeri bir tezat değil midir?
Uzun lafın kısası her bilginin paylaşılmasının ardında bir idealizm ve “Benim yaşadıklarımdan başkası da ders alsın, başakası da fayda görsün” güdüsü yatar.
Görüyorsunuz ki mesleği öğretmen olsun olmasın bir çok kişinin içinde bir öğretmen yatabilmektedir. Paylaşımdan haz alan, bir ideali olan bu kişilere belli bir dereceye kadar öğretmen diyebiliriz sanırım.
Ama bunu söylerken, öğretmen olabilmek için bunca yıl bilek çürütüp, kendilerini bizleri yetiştirmeye adamış öğretmenleri asla es geçemem. Onlar bizim hayatımızı şekillendiren kişiler. Örneğin bir çok öğrencinin başarılı olduğu derslerin çoğunlukla öğretmenini sevdikleri dersler olduğunu biliyor muydunuz? Elbette öğretmen olmak üzere eğitim almış ve bu mesleği icra etmek üzere mezun olmuş herkes bu meseği seçmeyebilir. Ve yine her bu mesleği seçen her öğretmen de bilgi aktarmak ve ders sevdirmek konusunda eşit derecede yetenekli olmayabilir. Yine de öğret(m)enler bir bilginin bizlere en doğru biçimde aktarılması için varlar. Ve dahası aslında muhakeme edebilmeyi, bilgiyi olduğu gibi ezberlemek yerine gerektiği zaman bilgiyi sorgulamayı ve kafamızda yerine oturtmayı öğrenmemiz için var olmalılar.
Sonuçta öğretmenler derslerimizi sevmemizi ve hayatın değişik yönlerini tanımamızı sağlayan, hatta duruma göre kariyerimizin ilk yapı taşlarını oluşturan kişilerdir ve olmalılardır.
« Öğretmenler her fırsattan istifade ederek halka koşmalı, halk ile beraber olmalı ve halk, öğretmenin çocuğa yalnız alfabe okutur bir varlıktan ibaret olmayacağını anlamalıdır. »
Öyleyse özellikle günümüzde, ideali olan, bu ideal uğruna emek veren, yorulan ve bu yorgunluğu zerre hissetmeyip tersine bu yorgunluktan keyif duyan bütün ebeveynlerimizin, öğretmenlerimizin, eğitimcilerimizin ve kısaca bilgisini paylaşmaktan korkmayan, bunu yapmayı gönülden seven tüm öğret(m)enlerimizin “Öğretmenler Günü” kutlu olsun
« Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet henüz millet namını almak yeteneğini elde edememiştir. Ona alelâde bir kütle denir, millet denmez… »
Bu yazının sonuna eklemek istediğim küçücük bir not var. Atatürk üzerine araştırma yapmaya yıllarını vermiş bir hanım var; İlknur Güntürkün Kalıpçı. Bir 19 Mayıs’ta tangocu bir çift arkadaşımızın organize ettiği üzere hanımefendiyi verdiği bir Atatürk konferansında tanıdık. İlknur Hanım, bu konferansında, yaptığı araştırmalar üzerine, Atatürk’ün ekonomiyi de Milli Eğitim sorunlarını da maksimum 6 ayda çözecek bilgiyi bizlere miras olarak bıraktığını bizlere aktardı.
« Öğretmenler; Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcilerini, sizler yetiştireceksiniz ve yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır»
Hamiş; Sevgi ve mutlululuk gibi BİLGİ’de paylaştıkça çoğalır
Lalalalalala
Recent Comments